|
Sanayide birçok alanda kullanılan bor periyodik cetvelde 5 atom numarasıyla yer bulan bir elementtir. Dünya bor rezervlerinin % 72’si Türkiye topraklarında bulunmaktadır. Buna mukabil Türkiye dünya bor pazarından ancak % 25 pay almaktadır. “Boraks” gibi çeşitli türevleri bulunan bor tarihsel açıdan yabancılar tarafından 16. yüzyıldan beri kullanılmaktadır. Bor minerallerinden elde edilen boraks ve asit borik; özellikle nükleer alanda, jet ve roket yakıtı, sabun, deterjan, lehim, fotoğrafçılık, tekstil boyaları, cam elyafı, kâğıt sanayi ve daha birçok sanayide kullanılmaktadır. Başlıca bor yatakları; Balıkesir, Kütahya, Bursa ve Eskişehir’de bulunmaktadır. Bor minerallerini işletmek için Kırka, Emet, Bigadiç, Bandırma ve Kestelek'te tesisler bulunmaktadır.
Bor madeni ilk bakışta beyaz bir kayayı andırıyor. Çok sert ve ısıya dayanıklıdır. Doğada serbest bir element olarak değil, tuz şeklinde bulunuyor. Ülkemizde bulunan ‘Bor’un kalitesi de diğerlerine oranla daha yüksektir. Toprağın 40 metre altında bulunan borun işlenmesi de diğer elementlerle az karıştığı için kolaydır. Bor, periyodik sistemin üçüncü grubunun başında yer alan bir elementtir. Bu gurubun diğer üyeleri metal olmasına karşın bor ametal sayılmaktadır. Hemen yakın çevremizde yer alan toprakta, suda, bitkilerde ve diğer canlılarda bora rastlamak mümkündür. Fakat bor kendi başına tabiatta bulunan bir element değildir. Oksijen ve diğer elementlerle birlikte tuz halinde bulunur (B2O3 olarak). Genel bir tanımıyla endüstrinin ya da sanayiinin tuzu olarak adlandırılmaktadır.
Bor tuzları 4000 yıl önce ilk kez Tibet”te kullanılmıştır. Bor, Mısırlılarda mumyalamada, Romalılarda cam yapımında, antik çağlarda Babiller ve Etilerde altın ve gümüş işletmecliğinde lehim olarak, Eski Yunan ve Romalılarda zemine serpilerek arena temizliği için kullanılmıştır. 875 yılında ise, Araplar ilk kez bor tuzlarından ilaç yapmışlardır. Modern bor endüstrisi ise 13. yy’da Marco Polo tarafından Tibet’ ten Avrupa’ya getirilmesiyle başlamıştır. İlk borik asit, 1700’lü yılların başında demir sülfat ile boraksın ısıtılması ile kimya öğretmeni William Homberg tarafından elde edilmiştir. Elementel bor ise 1808 yılında Fransız kimyacı Gay-Lussac ile Baron Louis Thenard ve bağımsız olarak İngiliz kimyacı Sir Humpry Davy tarafından bulunmuştur.
Borun dünya üzerinde toplam ticaret hacmi yıllık 1,2 milyar dolardır. Uç ürünlerde ise bu oran 80-90 milyar dolar civarındadır. Bu oranlar bize dünya üzerindeki tüm bor ticaretine Türkiye hâkim olsa bile bunun ekonomide değil bir sıçrama belirli miktarda bir iyileşmeyi sağlayamayacağı ortadadır. Borun yakıt üretiminde kullanılması yönünde dünyada yapılan çalışmalar halen devam ettirilmemektedir ve hidrojen esaslı yakıt kullanımı yönündeki çalışmalar daha ön plana geçmiştir. Bor birçok ürünün temel girdisi ya da katkı maddesidir. Ancak bu ürünlerden cam ve seramik sanayii hariç diğerleri ülkemizde gelişmemiştir. Bu alanlara yatırım yapacak yerli müteşebbislerin girişimleri ürünlerin en azından yabancılara satış miktarları ve fiyatları üzerinden yapılarak desteklenmeli ve ülkemizin teknolojik ürünler üretmesi yönündeki yolları açılmalıdır.
Türkiye’de devlete ait olan Eti holding A.Ş. aracılığı ile Bor madenleri, Burhaniye’den Savaştepe’ye, Susurluk’tan Dursunbey’e, Bigadiç’ten Sultançay’ına, Bursa Kestelek’ten Sındırga’ya, Kütahya Emet’den Eskişehir Kırka’ya kadar 1 milyon 700 bin hektarlık bir Bor maden rezervleri alanı kamulaştırılmış durumdadır. Bu alanlardaki rezervleri yaklaşık 2,5 milyar tonluk kapasiteyle dünyanın en zengin ülkesi Türkiye’dir. Bu borun ülkemiz için ekonomik değer olarak 1 trilyon dolardan daha fazla zenginliğe sahiptir. Türkiye bor madenlerinin ihracatının %50’sini ham madde halinde, %50’sini işlenmiş olarak satmaktadır. Türkiye dışındaki ülkelerde bor rezervlerinin ömrü son 50 yıllık iken ülkemiz tüm dünyanın 450 -500 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek bor rezervlerine sahip konumdadır.
Borun önümüzdeki çağın en popüler madeni olacağı, petrolden bile önemli olduğu, bazı güçlerin Türkiye'deki bor madenlerini ele geçirmek için oyunlar oynadığı görüşü hâkimdir. Diğer taraftan uzmanlara göre ülkemizdeki bor madenleri kullanıldığı sanayideki ileri teknolojiyle ancak hak ettiği değeri bulabilir.
Tabiatın insanoğluna cömertçe sunduğu doğal kaynaklar az gelişmiş ülkelerde kalkınmada, gelişmiş ülkelerde ise iktisadi büyümede önemli birer etkendirler. Bu blogda temel yaklaşımımız belirlenen konular çerçevesinde okuyucuya yorum sunmak değil bilgi sunmak olmuştur. Fakat bazı noktalarda yazar bloğun mutfağı olan araştırma süresince edindiği bilgi birikimiyle kısa öngörülerde bulunmanın gerekliliğini hissetmektedir. Bu doğrultuda söylemek isterim ki bor madeni söylendiği kadar stratejik bir öneme sahip olmayabilir. Halk tarafından bunun böyle algılanmasında yöneticiler, bilim adamları ve konunun uzmanları toplumun moral değerlerini yüksek tutmak amacıyla başvurmuş olabilir. Yani bu “stratejik maden bor” yaklaşımı sadece yüzde bir ihtimali olan bir efsaneden de ibaret olabilir. Çoğumuz bunu anlayacak kimya bilgisine sahip değiliz. Neden bor madeni stratejikte başka bir maden değil diye kendimize sormalıyız. Yoksa ülkemiz dünya maden rezervleri açısından sadece borda üstün olduğu için mi bor stratejiktir efsanesi yaratıldı? Borla ilgili araştırmalarım doğrultusunda belirtmek isterim ki bor madeni petrol gibi stratejik bir maden değildir. Yine de umarım tarih beni yanıltır diyerek yazımı sonlandırmak istiyorum.
05:02 - 26/10/2009 -
|